21 Ocak 2014 Salı

I Go Back to May 1937

Hepimiz içinde bulunduğumuz yaşamı bir yere kadar sorgularız, en çok da sürekli içinde bulunduğumuz aile ortamını. Özellikle de mutsuz bir çocukluk ya da gençlik geçirmişsek. Ancak bazen soruların cevaplarına çok yaklaşmışken cevapları duymak istemeyiz ya da son bir hamleye gücümüz kalmadığını hisseder ve pes ederiz.

Bir ailenin içinde anne-baba ve çocuk iki farklı çerçeveden görür yaşadıkları hayatı. Anne-babanın yaşanmışlığı, tecrübesi, belki biraz daha fazla bilgisi vardır ancak çocuğun da sorgulayıcı bir zihni ve cevap arayışları vardır. Ki bu bence o ailenin ne olduğunu en güzel anlatacak şeydir. İşte bu yüzden bu kadar güzel buluyorum Into the Wild'ı. Çünkü Alex sorulardan korkmuyor, sonuna kadar gidip cevaplarını bulduktan sonra, bir de daha fazla buna tahammülü olmadığını göstererek gidiyor. Hiçbir şeyi umursamadan, düşünmeden düşüyor yollara. Ne ailesi ne de arkadaşlarını düşünmeden yalnızca hayalini gerçekleştirmek üzere gidiyor.

Ve en etkileyici olansa sözleri, cümleleri, özellikle de mezuniyet anında okuduğu bu şiir. Bu şiir bana kalırsa birçoğumuz söylemek isteyip de kendine itiraf edemediği, söylemeye cesaret bulamadığı sözleri barındırıyor. Bu nedenle çok değerli. Tabii filmi izlemeden anlamak mümkün değil ama yine yazacağım, çünkü bu şiiri okuduktan sonra filmi izlemek isteyeceğinize inanıyorum. İşte şiir;


"Onları üniversitelerinin ana giriş kapılarının önünde dururken görüyorum.
Babamı, toprak rengi kefeki taşından
kemerin altında gezinirken,
kırmızı tuğlaların, kıvrık kan yuvarları gibi
kafasının ardında parıldadığını görüyorum.
Annemi, hafif birkaç kitabı kalça hizasında taşır vaziyette
minik tuğlalardan örülmüş sütunun yanında,
arkasındaki dövme çelik kapılar hala açıkken ve
kılıçtan uçları Mayıs havasında siyah siyah parıldarken görüyorum.
Mezun olmak üzereler. Evlenmek üzereler.
İkisi de çocuk. İkisi de ahmak. Tek bildikleri şey
masum oldukları, asla kimseyi incitemeyecekleri.
Onlara doğru gidip, şöyle demek istiyorum, "Durun,
bunu yapmayın." "O yanlış kadın,
o da yanlış adam." "Asla yapabileceğinizi
tahmin bile edemeyeceğiniz şeyler yapacaksınız."
"Çocuklara kötülüklerde bulunacaksınız."
"Hiç haberdar olmadığınız şekillerde acı çekeceksiniz."
"Ölmeyi dileyeceksiniz." Mayıs sonlarının güneşi altında
yanlarına gidip bunları söylemek istiyorum.
Fakat bunu yapmıyorum. Yaşamak istiyorum.
Onları dişi ve erkek kağıt bebekler misali havaya kaldırıp,
ikisi de birer çakmak taşıymış gibi,
sanki onlardan kıvılcım çıkartmak istercesine
kalça hizasından birbirlerine vuruyorum.
Ve diyorum ki, "Ne yapacaksanız yapın
ve ben de bunları anlatırım."

Sharon Olds

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder